ÇİFT VE AİLE TERAPİSİ

Aile Terapisi

Aile Terapisi tüm aile üyelerinin faydalanacağı bir psikoterapi yöntemidir. ‘Aile tıpkı insan vücudu gibi bir sistemdir’ varsayımına dayanır. Aile sisteminde de sistemin tüm parçaları sistemin devamı ve sıcaklığın ideal düzeyde kalması için uğraşır. Kimi yaşam olayları sistemdeki sıcaklığı artırır veya azaltır, o zaman diğer parçalar çeşitli yanlış formüllerle devreye girerler. Ve aile içinde bir semptom taşıyıcı yani problemli kişi belirmeye başlar. Bu ‘günah keçisi’ bazen çocuk, bazen anne, bazen baba olabilir. Terapiye o gönderilir, değişim ondan beklenir, tüm sorunlar o kişiye atfedilir. Aile terapisti bu nedenle tüm aile ile çalışmak ister, ailenin tüm üyelerinin bakış açısına ihtiyaç duyar ve aile içindeki davranış örüntülerini, koalisyonları, üçgenleşmeleri, ilişki biçimlerini, ailenin tarihçesi ve tüm hikayesini alarak değerlendirir. Aile terapisinde terapist, aile ile işbirliği içinde sistemlerine dahil olur ve birlikte yol almak ister. Her üyenin eşit söz hakkı ve özgür bakış açısı ile seanslar şekillenir; aile kendi kaynaklarıyla kendi stres yaratan durumlarını çözebilme alışanlığı kazanır. Aile terapisi aileye bir bakış açısı kazandırır, sorun dilini yeniden yapılandırır, sorunu ailenin süregelmesi için bir çaba olarak değerlendirir.

Ailelerle farklı durumlarda karşılaşırız. Aile üyelerinden birinde psikolojik veya somatik (bedensel reaksiyon) bir semptom geliştiğinde (ağlama krizleri, depresyon, alt ıslatma, uyku sorunları, panik atak, fizyolojik olarak açıklanamayan baş ağrıları, sindirimle ilişkili ve dermatolojik reaksiyonlar...); çocuk veya ergenlerde gelişim geriliğine, nörolojik veya fizyolojik bir sebebe bağlanmayan davranış problemlerinde; ani gelişen psikolojik değişikliklerde (aniden okul başarısının düşmesi, bir süredir uyuyamama, evden çıkmaya dair isteksizlik, korkular geliştirme...) aile terapisi ile yüksek verim alınabilmektedir.

Çift Terapisi

Duygusal ikili ilişkilerde var edilen sorunların, kişilerin yaşamının önemli bir bölümünü etkilediği görülmektedir. İlişkide sorunlar devam ettiğinde kişilerin iş, özel ve sosyal yaşam kaliteleri azalabilir. Duygusal ilişkilerdeki sorunlar, tahmin ettiğimizden daha fazla enerji tüketebilir, zihni ve iç dünyayı çokça meşgul edebilir. Yakın duygusal ilişkilerde (evlilik, sevgililik, partnerlik...) ilişkinin devam edebilmesi ve arzu edilen biçimde kişilere vaat ettiği duygusal tatmini verebilmesi, mutlak biçimde ‘karşılıklı emek’ ister. İlişkiyi iki kişinin üçüncüsü olan bir canlı nesne gibi düşünmeli ve ilişkiye bakım vermelidir. İlişkilerde taraflar, kendi kişisel tarihlerinden getirdikleri malzemelerle davranırlar. Başlangıçta çekim etkisi yaratan özellikleri zamanla çekilmez bir hal almaya başlayabilir, karşılaşılan doğal zorluklar konuşmamak, karşıdakinin anlamasını beklemek, uzaklaşmak, beden dilini kullanmak, eleştirmek, hor görmek, iğnelemek gibi metotlar kullanılarak aşılmaya çalışılır. Bunun sonucu olarak gelişen izolasyon ile birlikte ilişkide duyguların tükendiği sonucu çıkarılır, geçimsizlikler baş gösterir, paralel ilişkiler yaşanabilir. Çift terapisi, partnerlerin ve ilişkinin tarihini ve haritasını kullanarak, bireylerin temel ihtiyaçlarını fark etmeleri ile kötü sonu nasıl hazırladığını çiftlerle birlikte görmeye ve partnerleri farklı metotlara davet etmeye yarayan bir psikoterapi sürecidir. Çift terapisinin esas amacı ilişkiyi ‘devam’ ettirmekten çok kişilerin ‘ilişkiyi ne yapacaklarına’ dair karar verme noktasına gelecek düzeyde farkındalık kazanmalarıdır.

Çiftler çoğunlukla benzer başlıklarda terapi almaya gelirler. Çözümsüz ilişkilerde sıkıştıklarında, aldatma ve onarma sürecinde, boşanma düşünceleri belirginleştiğinde, aralarında işlerin yolunda gitmediğine dair kokular almaya başladıklarında, evlilik öncesi destek almak istediklerinde, çocuklarla ilgili bir sorunla, geniş ailenin etkisiyle, ilişkide heyecanın bitmiş olması sebebiyle, boşanma sürecinde işbirliği yapma aşamasında, boşanmadan sonra çocuklarla ilgili konularda çiftlerle karşılaşırız.