Bir gencin veya çocuğun ailesine trans olduğunu açıklaması (coming out), hem trans birey hem de aile üyeleri için yoğun duyguların yaşanabildiği önemli bir dönüm noktası olabilir. Bu konuşma bazı ailelerde uzun süredir hissedilen ancak dile getirilemeyen bir gerçeğin paylaşılması anlamına gelirken, bazı ailelerde ise beklenmedik bir haber olarak deneyimlenebilir. Her iki durumda da açılma süreci yalnızca yeni bir bilginin öğrenildiği bir an değil, aile üyelerinin birbirlerini, ilişkilerini ve geleceklerine dair beklentilerini yeniden anlamlandırmaya başladıkları bir süreçtir (Abreu et al., 2019). Bir aile içinde aynı habere verilen tepkiler bile birbirinden farklı olabilir. Anne, baba, kardeşler veya diğer bakım verenler aynı olayı farklı hızlarda anlamlandırabilir, bu nedenle aile içinde tek bir ortak duygu yaşanması beklenmez.

Ebeveynlerin ilk anda yaşadığı duygular oldukça çeşitli olabilir. Bazıları şaşkınlık, kaygı veya kafa karışıklığı hissederken, bazıları çocuğunun uzun süredir taşıdığı bir yükü paylaşabilmiş olmasına sevinç ya da rahatlama duyabilir. Aynı kişi, birbirine zıt gibi görünen bu duyguların birkaçını aynı anda yaşayabilir. Araştırmalar, destekleyici ebeveynlerin bile ilk dönemde yoğun ve karmaşık duygular yaşayabildiğini, bu duyguların tek başına çocuğu reddettikleri veya ilişkiyi sürdürmek istemedikleri anlamına gelmediğini göstermektedir (Abreu et al., 2019).

Öte yandan, her aile için süreç bu şekilde ilerlemez. Bazı trans bireyler ailelerinden anlayış ve destek görürken, bazıları reddedilme, duygusal baskı, ekonomik desteğin kesilmesi, evden uzaklaştırılma ya da fiziksel güvenlik riski gibi ciddi olumsuzluklarla karşılaşabilir. Bu nedenle, açılmanın her zaman güvenli veya herkes için uygun bir adım olduğu varsayımı doğru değildir. Güncel klinik rehberler, açılma kararının bireyin güvenliği, yaşı, sosyal destek kaynakları ve yaşam koşulları birlikte değerlendirilerek ele alınmasını önermektedir (Coleman et al., 2022).

İlk Duyduğunuz An, İçinizdeki Farklı Duygular

Çocuğunuzun size trans olduğunu açıklaması, çoğu ebeveyn için sıradan bir bilgi paylaşımı değil aile yaşamında yeni bir dönemin başlangıcını işaret eden önemli bir olaydır. Bu nedenle ilk anda hissedilen duyguların ortak ve tutarlı olması beklenmez. Araştırmalar, ebeveynlerin bu süreçte şaşkınlık, korku, kafa karışıklığı, üzüntü veya suçluluk hissedebildiğini; bunun yanında rahatlama, umut, merak ve çocuğunun kendisine güvenerek bunu paylaşmış olmasından kaynaklanan yakınlık duygularını da deneyimleyebildiğini göstermektedir (Abreu et al., 2019).

İlk bakışta birbirine zıt görünen bu duygular aslında aynı anda var olabilir. Bir ebeveyn hem “Çocuğum bana güvenmiş.” diye sevinirken hem de “Onu bundan sonra neler bekliyor?” diye kaygılanabilir. Ya da çocuğunu koşulsuz sevdiğini hissederken, aynı zamanda bu yeni durum karşısında ne yapacağını bilemediği için yoğun bir yetersizlik hissi yaşayabilir. İnsan zihni, önemli yaşam olaylarını değerlendirirken farklı ihtiyaç ve kaygıları aynı anda işlemeye çalıştığından, bu tür karmaşık duygusal deneyimler beklenmedik değildir.

Bazı ebeveynler yaşadıkları bu duygusal karmaşayı, “Demek ki onu yeterince desteklemiyorum.” ya da “Böyle hissetmem yanlış.” şeklinde yorumlayabilir. Oysa ilk anda ortaya çıkan duygular ile bu duygular doğrultusunda nasıl davranıldığı aynı şey değildir. Şaşkınlık, korku ya da üzüntü hissetmek tek başına çocuğu reddetmek anlamına gelmediği gibi, destekleyici olmak istemek de tüm soruların ilk günden yanıtlanacağı anlamına gelmez. Araştırmalar, birçok aile için ilk dönemin daha çok anlam vermeye çalışma ve yeni duruma uyum sağlama süreci olduğunu göstermektedir (Abreu et al., 2019).

Benzer şekilde trans birey açısından da ailenin ilk tepkisini ilişkinin geleceğine dair kesin bir gösterge olarak değerlendirmek her zaman doğru olmayabilir. Bazı ailelerde ilk tepki zaman içinde yerini meraka, öğrenmeye ve uyuma bırakırken; bazı ailelerde ise reddedici tutumlar kalıcı olabilir. Bu nedenle ilk anı, sürecin tamamı olarak görmek yerine, ilişkinin ilerleyen dönemde nasıl şekilleneceğini etkileyecek pek çok unsurdan yalnızca biri olarak değerlendirmek daha gerçekçi olacaktır (Abreu et al., 2019).

Belirsizlik Neden Bu Kadar Zorlayıcı?  

Birçok ebeveyn, ilk günlerde kendisini en çok zorlayan şeyin yalnızca çocuğunun trans olduğunu öğrenmek değil, bundan sonra ne olacağını bilememek olduğunu ifade eder. 

“Şimdi bizi nasıl bir süreç bekliyor?”, 

“Yanlış bir şey söylersem onu incitir miyim?”, 

“Çocuğum güvende olacak mı?”, 

“Ailemiz ve çevremiz buna nasıl tepki verecek?” gibi soruların çoğunun o anda net bir cevabı yoktur. Belirsizlik arttıkça zihnimiz de mümkün olduğunca hızlı açıklamalar üretmeye çalışır.

Zihinselleştirme literatürüne göre yoğun stres altında insanların hem kendi zihinlerini hem de karşılarındaki kişinin iç dünyasını esnek biçimde anlamlandırma kapasitesi geçici olarak azalabilir (Bateman & Fonagy, 2019; Fonagy & Allison, 2014). Başka bir deyişle, yüksek duygusal uyarılma altında olayları farklı olasılıklarla birlikte düşünebilmek zorlaşır. Bunun yerine zihnimiz daha hızlı, daha kesin ve çoğu zaman daha siyah-beyaz açıklamalara yönelmeye eğilimli hale gelir.

Bu nedenle bazı ebeveynler ilk günlerde kendilerini sürekli en kötü senaryoları düşünürken bulabilir. Kimileri donup hiçbir şey söyleyemezken, kimileri yoğun inkâr yaşayabilir ya da öfkeyle tepki verebilir. Bu tepkiler, stres altında zihinselleştirme kapasitesinin geçici olarak daralmasının anlaşılabilir sonuçları olabilir. Elbette bu durum, incitici sözleri veya zarar verici davranışları haklı çıkarmaz, ancak bu tür tepkilerin her zaman kişinin uzun vadeli düşüncelerini ya da ilişkiye dair nihai tutumunu yansıtmayabileceğini anlamaya yardımcı olabilir (Bateman & Fonagy, 2019).

Belirsizlik yalnızca ebeveyn için değil, trans birey için de yoğundur. Açılmanın ardından ilişkinin nasıl değişeceği, kabul görüp görmeyeceği, evde güvende olup olmayacağı ya da ailesinin zaman içinde kendisini anlayıp anlayamayacağı çoğu zaman önceden bilinemez. Bu nedenle aynı olay, aile üyelerinin her biri için farklı türde belirsizlikler yaratabilir. Sistemik açıdan bakıldığında ise bu belirsizlik, yalnızca bireylerin değil, tüm aile sisteminin yeni duruma uyum sağlamaya çalıştığı geçici bir yeniden örgütlenme döneminin parçası olarak da düşünülebilir.

Zihinselleştirme kuramının önemli katkılarından biri, böyle dönemlerde kesin cevaplar aramak yerine merakı koruyabilmenin ilişkileri desteklediğini vurgulamasıdır. 

“Şu an tam olarak ne hissettiğimi bilmiyorum.”, 

“Çocuğum bunu bana anlatırken neler yaşamış olabilir?” ya da 

“İlk tepkim gerçekten düşündüğüm şeyi mi yansıtıyor, yoksa şu anki yoğun stresin etkisiyle mi böyle hissediyorum?” gibi sorular, hem kişinin kendi zihnini hem de karşısındakinin deneyimini yeniden anlamlandırabilmesi için alan açabilir (Fonagy et al., 2002; Bateman & Fonagy, 2019).

Yasa Benzer Duygular 

Bazı ebeveynler, çocuklarının açılmasının ardından yaşadıkları duyguları “yas” ya da “kayıp” hissine benzetebilir. Ancak burada söz edilen kayıp, çocuğun kendisinden çok, yıllar içinde onun geleceğine ilişkin oluşturulmuş beklentilerin, hayallerin veya zihinsel anlatıların yeniden gözden geçirilmesiyle ilgilidir. Örneğin bir ebeveyn, çocuğunun nasıl bir yetişkin olacağını, gelecekteki yaşamını ya da aile içindeki bazı rolleri yıllar boyunca belirli bir çerçevede hayal etmiş olabilir. Açılma süreciyle birlikte bu zihinsel çerçevenin yeniden düzenlenmesi gerekebilir.

Aile terapisti Pauline Boss’un geliştirdiği Belirsiz Kayıp (Ambiguous Loss) kuramı, fiziksel bir kayıp yaşanmadan da insanların kayıp benzeri duygular deneyimleyebileceğini öne sürer (Boss, 1999). Wahlig (2014) ise bu çerçeveyi trans bireylerin ailelerine uyarlayarak, bazı ebeveynlerin çocuklarını değil, çocuklarına ilişkin uzun süredir taşıdıkları beklentileri yeniden yapılandırmaya çalışırken yas benzeri duygular yaşayabileceğini ileri sürmektedir.

Bununla birlikte, bu deneyim her ebeveyn için geçerli değildir. Bazı aileler açılma sürecini daha çok merak, öğrenme ve yakınlaşma üzerinden yaşarken; bazıları için belirsizlik, kayıp hissi veya yoğun kaygı daha belirgin olabilir. Bu noktada önemli olan, bu duyguların varlığı değil;, ebeveynin bu duygularla ne yaptığıdır. Dolayısıyla “yas”, ebeveynlerin geçmesi gereken evrensel bir aşama olarak değil, bazı ailelerin deneyimleyebildiği olası psikolojik süreçlerden biri olarak ele alınmalıdır (Wahlig, 2014). 

Doğrusal Olmayan Bir Süreç

İnternette ebeveynlerin deneyimleri zaman zaman “önce inkâr, sonra kabul” gibi belirli aşamalardan oluşan bir süreç olarak anlatılsa da, mevcut araştırmalar bunu desteklememektedir. Ebeveynlerin deneyimleri oldukça çeşitlidir ve herkes aynı sırayla ya da aynı yoğunlukta benzer duygular yaşamaz (Abreu et al., 2019).

Bunun yerine süreç, çoğu zaman ileriye ve geriye hareketlerin olduğu dinamik bir uyum süreci olarak düşünülebilir. İlk şaşkınlığın ardından bilgi arayışı başlayabilir; ebeveyn yeni isim ve zamir kullanımına uyum sağlamaya çalışırken zaman zaman hata yapabilir, ardından daha rahat hissedebilir, daha sonra ise çocuğunun karşılaşabileceği ayrımcılık nedeniyle yeniden kaygılanabilir. Bu nedenle aynı aile, farklı zamanlarda farklı duygular yaşayabilir.

Bu değişkenlik, sürecin yanlış ilerlediğini göstermez. Aksine, yeni bir durumu anlamlandırmaya çalışan birçok aile için doğal bir uyum çabasının parçası olabilir. Sürecin doğrusal olmaması, ilişkinin zaman içinde gelişmesine veya güçlenmesine engel değildir, ancak bunun kendiliğinden gerçekleşeceği de varsayılmamalıdır. Açık iletişim, karşılıklı merak ve gerektiğinde profesyonel destek, bu uyum sürecini kolaylaştıran önemli etkenler arasında yer alır (Abreu et al., 2019).

Aile Desteğinin Önemi

Araştırmalar, trans bireylerin ruh sağlığını etkileyen en güçlü koruyucu etkenlerden birinin aile desteği olduğunu göstermektedir. Aile desteği gören trans çocuk ve gençlerde depresyon belirtilerinin daha düşük olduğu, intihar düşüncesi ve girişimi riskinin azaldığı, özsaygının ve yaşam doyumunun arttığı, psikolojik dayanıklılığın ise güçlendiği gösterilmiştir (Simons et al., 2013; Olson et al., 2016). Bu nedenle aile desteği, yalnızca duygusal olarak iyi hissettiren bir unsur değil, ruh sağlığını koruyan önemli bir faktördür.

Bununla birlikte, araştırmalar aile desteğini yalnızca iki uçlu bir “kabul” ya da “ret” meselesi olarak ele almaz. Family Acceptance Project kapsamındaki çalışmalar, ebeveyn tutumlarının bir spektrum üzerinde değerlendirilebileceğini göstermektedir (Ryan et al., 2009). Örneğin çocuğun seçtiği ismi kullanmaya çalışmak, merak ederek soru sormak ya da onunla ilişkiyi sürdürmeye özen göstermek destekleyici davranışlar arasında yer alırken; sürekli yanlış isim kullanmakta ısrar etmek, kimliğini yok saymak, tehdit etmek veya evden uzaklaştırmak çok farklı düzeylerde olumsuz etkilere sahip davranışlardır. Başka bir deyişle, aile desteği tek bir davranıştan değil, zaman içinde kurulan ilişkinin genel niteliğinden oluşur.

Öte yandan aile reddi ya da ağır çatışmaların yaşandığı durumlarda yalnızlık, depresyon, madde kullanımı ve intihar riski gibi ciddi ruh sağlığı sorunlarının daha sık görülebildiği bilinmektedir (Ryan et al., 2009). Bu nedenle ebeveynlerin yaşadığı karmaşık duygular anlaşılabilir olsa da, bu duyguların çocuğun güvenliğini ve ruh sağlığını zedeleyecek davranışlara dönüşmemesi büyük önem taşır. Destekleyici olmak, her sorunun cevabını ilk günden bilmek anlamına gelmez, çoğu zaman ilişkiyi sürdürmeye istekli olmak, öğrenmeye açık kalmak ve gerektiğinde yardım istemek de desteğin önemli bir parçasıdır.

Açılmanın Zamanlaması Kişiden Kişiye Değişebilir

İnternette açılma süreci bazen cesaret edilmesi gereken kaçınılmaz bir adım, bazen ise mutlaka ertelenmesi gereken riskli bir karar gibi sunulabilmektedir. Oysa güncel klinik rehberler bu iki yaklaşımın da yeterince kapsayıcı olmadığını vurgular. Açılmanın doğru zamanı, kişinin içinde bulunduğu koşullara göre değişir ve her birey için farklı değerlendirilmelidir (Coleman et al., 2022).

Bu karar verilirken yalnızca kişinin hazır hissedip hissetmediği değil; fiziksel güvenliği, ekonomik bağımsızlığı, yaşı, yaşadığı kültürel ve sosyal çevre, aile içindeki iletişim örüntüleri ve ihtiyaç duyduğunda destek alabileceği kişilerin varlığı da önemlidir. Özellikle fiziksel şiddet, evden uzaklaştırılma, eğitim veya ekonomik desteğin kesilmesi gibi risklerin bulunduğu durumlarda, açılmanın zamanlaması ve biçimi daha dikkatli planlanabilir (Coleman et al., 2022).

Bu nedenle psikoterapide amaç, kişiyi açılmaya teşvik etmek ya da bundan vazgeçirmek değildir. Daha çok, kişinin içinde bulunduğu koşulları birlikte değerlendirmek; olası riskleri, koruyucu faktörleri ve destek kaynaklarını göz önünde bulundurarak kendisi için en güvenli ve en uygun kararı verebilmesine yardımcı olmaktır. Herkes için geçerli tek bir doğru zaman ya da tek bir doğru yol yoktur.

Aileler Bu Süreçte Birbirlerine Nasıl Destek Olabilir?

Trans bir bireyin açılması, aile içinde tek bir konuşmayla çözülebilecek bir konu değildir. Çoğu zaman tarafların birbirlerini yeniden tanımaya çalıştığı, zaman zaman hata yaptığı ve ilişkiyi birlikte yeniden kurduğu bir süreçtir. Bu nedenle aile üyelerinin her soruya hemen cevap bulmaya çalışmasından çok, konuşmaya devam edebilmesi daha belirleyici olabilir.

Mentalizasyon Temelli Terapi (MBT), yoğun duyguların yaşandığı dönemlerde insanların birbirlerinin davranışlarına hızla anlam yüklemeye eğilimli olduğunu, oysa ilişkinin güçlenmesine yardımcı olan şeyin merakı sürdürebilmek olduğunu vurgular (Bateman & Fonagy, 2019). Bunun anlamı, karşı tarafın ne hissettiğini bildiğimizi varsaymak yerine bunu anlamaya çalışmaktır. Örneğin bir ebeveyn, “Bunu bana neden söylemedin?” demeden önce “Bunu benimle paylaşana kadar neler yaşamış olabilirsin?” diye merak edebilir. Benzer şekilde bir trans birey de, güvenli olduğu ölçüde, ailesinin ilk tepkisinin yalnızca sevgisizliğin değil, şaşkınlığın, korkunun veya belirsizliğin de bir yansıması olabileceğini düşünebilir.

Destekleyici iletişim her zaman doğru cümleyi kurabilmek anlamına gelmez. Bazen “Şu an ne söyleyeceğimi tam bilemiyorum ama seni anlamaya çalışıyorum.” diyebilmek, kesin cevaplar vermeye çalışmaktan daha ilişki kurucu olabilir. Duyguları isimlendirebilmek, aceleyle çözüm üretmeye çalışmamak ve tarafların birbirlerinin deneyimini anlamaya zaman tanıması, araştırmalarda ailelerin uyum sürecini kolaylaştıran etkenler arasında yer almaktadır (Abreu et al., 2019).

Elbette bu süreçte hatalar da yapılabilir. İsim veya zamir kullanımında yanlışlıklar olabilir, kırıcı sözler söylenebilir ya da taraflar birbirlerini yanlış anlayabilir. İlişkiler açısından belirleyici olan çoğu zaman hatanın hiç yapılmaması değil, fark edildiğinde onarılabilmesidir. Özür dilemek, niyeti açıklamak, karşı tarafın yaşadığını dinlemek ve yeniden denemek, güvenin zaman içinde yeniden kurulmasına katkı sağlayabilir (Bateman & Fonagy, 2019).

Destekleyici bir aile olmak, bütün belirsizliklerin ortadan kalkması anlamına gelmez. Aynı şekilde trans bir bireyin de ailesini anlamaya çalışması, kendi güvenliğini ikinci plana atması gerektiği anlamına gelmez. İlişkinin sürdürülebilmesi, her iki tarafın da hem kendi duygularına hem de karşısındakinin deneyimine yer açabilmesine bağlıdır. Bu her zaman kolay olmayabilir ancak araştırmalar, öğrenmeye açık kalabilen ve iletişimi sürdürebilen ailelerde ilişkinin zaman içinde yeniden güçlenebildiğini göstermektedir (Abreu et al., 2019).

Her Aile Aynı Tepkiyi Vermez

Ailelerin açılma sürecine verdikleri tepkiler birbirinden oldukça farklı olabilir. Araştırmalar ebeveynlerin trans kimlik hakkında önceden bilgi sahibi olup olmamasının, dini ve kültürel inançlarının, aile içindeki iletişim örüntülerinin, daha önce LGBTQ+ bireylerle temaslarının, sosyal destek kaynaklarının ve o dönemde yaşadıkları stres düzeyinin bu süreci etkileyebildiğini göstermektedir (Abreu et al., 2019; Coleman et al., 2022). Bu nedenle başka bir ailenin deneyimini kendi aileniz için bir tahmin olarak görmek yanıltıcı olabilir.

Bazı aileler ilk andan itibaren destekleyici bir tutum sergilerken, bazıları zamana ihtiyaç duyabilir; bazı ailelerde ise ne yazık ki reddedici veya zarar verici tepkiler görülebilir. Bu farklılıkları yalnızca sevginin varlığı ya da yokluğuyla açıklamak çoğu zaman mümkün değildir. Her aile, kendi geçmişi, kaynakları ve içinde bulunduğu sosyal bağlamla birlikte değerlendirilmelidir.

Ne Zaman Destek Almak Gerekir?

Bazı aileler bu süreci kendi iletişim becerileri ve sosyal destekleriyle yönetebilirken, bazıları için profesyonel destek önemli bir kaynak olabilir. Özellikle konuşmalar sürekli çatışmaya dönüşüyor, taraflar birbirlerini dinleyemiyor, yoğun korku, suçluluk veya öfke nedeniyle ilişki giderek zorlaşıyor ya da fiziksel güvenlik, evden uzaklaştırılma veya ekonomik desteğin kesilmesi gibi riskler bulunuyorsa, bir ruh sağlığı uzmanından destek almak sürecin daha güvenli yönetilmesine yardımcı olabilir (Coleman et al., 2022).

Psikoterapinin amacı, trans bireyin kimliğini değiştirmek ya da ebeveynleri belirli bir görüşe ikna etmek değildir. Amaç; tarafların birbirlerinin deneyimini daha iyi anlayabilmelerine, iletişimi güçlendirebilmelerine, güvenlik risklerini değerlendirebilmelerine ve ilişkiyi mümkün olduğunca koruyabilecek yollar geliştirebilmelerine destek olmaktır. Gerektiğinde bireysel terapi, aile terapisi veya ebeveyn danışmanlığı bu sürecin farklı ihtiyaçlarına yanıt verebilir.

Sonuç

Bir trans bireyin açılması, aile içinde yoğun duyguların, belirsizliğin ve yeniden uyumlanma ihtiyacının ortaya çıkabildiği önemli bir yaşam olayıdır. Bu süreçte ebeveynlerin karmaşık duygular yaşaması onları kötü ebeveyn yapmadığı gibi, trans bireyin de ailesinin ilk tepkisini ilişkinin değişmez geleceği olarak değerlendirmesi her zaman doğru olmayabilir. Bununla birlikte, bazı ailelerde reddedilme, şiddet veya güvenlik riskleri yaşanabileceği gerçeğini göz ardı etmek de doğru değildir. Bu nedenle açılma süreci ne romantize edilmeli ne de kaçınılmaz olarak olumsuz sonuçlanacak bir deneyim gibi görülmelidir.

Araştırmaların ortak olarak işaret ettiği nokta, aile ilişkilerinin çoğu zaman tek bir konuşmayla değil; sonrasında kurulan iletişimle şekillendiğidir. Tarafların birbirlerinin iç dünyasını anlamaya çalışabilmesi, belirsizliğe birlikte alan açabilmesi, hata yaptıklarında ilişkiyi onarmaya istekli olabilmeleri ve gerektiğinde profesyonel destek alabilmeleri, sürecin nasıl ilerleyeceğini etkileyen önemli faktörler arasındadır.

Eğer siz de bu yazıda anlatılan deneyimlere benzer bir süreç yaşıyorsanız, bunu tek başınıza anlamlandırmaya çalışmak zorunda değilsiniz. Bazen hem trans bireyler hem de ebeveynler için, yargılanmadan konuşabilecekleri güvenli bir alan bulabilmek; duygularını, kaygılarını ve beklentilerini birlikte değerlendirebilmek, ilişkinin geleceği açısından önemli bir adım olabilir.

Kaynakça

Abreu, R. L., Rosenkrantz, D. E., Ryser-Oatman, T., & Riggle, E. D. B. (2019). Parental reactions to transgender and gender diverse children: A literature review. Journal of GLBT Family Studies, 15(5), 461–485. https://doi.org/10.1080/1550428X.2019.1656132

Bateman, A., & Fonagy, P. (2019). Handbook of mentalizing in mental health practice (2nd ed.). American Psychiatric Association Publishing.

Coleman, E., Radix, A. E., Bouman, W. P., Brown, G. R., de Vries, A. L. C., Deutsch, M. B., … & Arcelus, J. (2022). Standards of care for the health of transgender and gender diverse people, version 8. International Journal of Transgender Health, 23(Suppl. 1), S1–S259. https://doi.org/10.1080/26895269.2022.2100644

Fonagy, P., & Allison, E. (2014). The role of mentalizing and epistemic trust in the therapeutic relationship. Psychotherapy, 51(3), 372–380. https://doi.org/10.1037/a0036505

Fonagy, P., Gergely, G., Jurist, E. L., & Target, M. (2002). Affect regulation, mentalization, and the development of the self. Other Press.

Meyer, I. H. (2003). Prejudice, social stress, and mental health in lesbian, gay, and bisexual populations: Conceptual issues and research evidence. Psychological Bulletin, 129(5), 674–697. https://doi.org/10.1037/0033-2909.129.5.674

Olson, K. R., Durwood, L., DeMeules, M., & McLaughlin, K. A. (2016). Mental health of transgender children who are supported in their identities. Pediatrics, 137(3), e20153223. https://doi.org/10.1542/peds.2015-3223

Ryan, C., Huebner, D., Diaz, R. M., & Sanchez, J. (2009). Family rejection as a predictor of negative health outcomes in White and Latino lesbian, gay, and bisexual young adults. Pediatrics, 123(1), 346–352. https://doi.org/10.1542/peds.2007-3524

Simons, L., Schrager, S. M., Clark, L. F., Belzer, M., & Olson, J. (2013). Parental support and mental health among transgender adolescents. Journal of Adolescent Health, 53(6), 791–793. https://doi.org/10.1016/j.jadohealth.2013.07.019

Sena Erkin